Bilkent Üniversitesi öğretim üyesi, Merkez Bankası (TCMB) eski başekonomisti Profesör Dr. Hakan Kara, Reuters ile söyleşinde TCMB’nin temel politika aracı olan faiz politikasını ancak çekingen ve örtülü bir şekilde kullandığını, para politikasının işlevsel olarak büyük ölçüde kamu bankaları, BDDK ve Hazine tarafından yapıldığını da belirtti.

“Son yıllarda enflasyon beklentileri ve fiyatlama davranışlarında bozulma gözleniyor. Enflasyon dinamiklerine yakından baktığımızda geçmişe endeksleme ve döviz kuruna duyarlılığın arttığını görüyoruz. Kurdan yurt içi fiyatlara bir yıllık geçiş etkisi 2004-2017 döneminde %15 civarındaydı. Zaman içinde değişen parametre yöntemi kullanılarak yapılan çalışmalarda son yıllarda bu etki %20 25’lere doğru yükselmiş görünüyor” diyen Kara, şöyle devam etti:

“Ayrıca, enflasyonu geçici etkilerden temizlediğimizde ana eğiliminin de sürekli yukarı olduğunu görebiliyoruz. Enflasyon dinamiklerindeki bozulmanın en önemli nedeni parasal otoritenin itibarının zayıflatılmasıyla birlikte fiyatlamalarda referans alınacak güvenilir bir resmi hedef ya da tahmin kalmaması.”

TL yılbaşından bugüne dolar karşısında %20 değer kaybederken son 3 yıldaki kayıp %54, 5 yıldaki kayıp %60 civarında. TCMB’nin enflasyon hedefi %5 seviyesinde ancak enflasyon son olarak 2011 yıl sonunda bu seviyede oluştu.

TCMB enflasyonun %25’i aştığı 2018 döneminde bile hedefini yukarı revize etmedi. Piyasada 2020 sonu için tek haneli enflasyon tahmini bulunmazken TCMB’nin ay sonunda yukarı güncellenmesi beklenen yıl sonu tahmini ise %8.9 seviyesinde. TCMB uzun yıllardır %5 enflasyon hedefinin referans alınamayacak kadar gerçekçilikten uzak kaldığı için eleştiriliyor.

KAMU BANKALARI, BDDK VE HAZİNE TCMB’DEN DAHA ETKİLİ

“Şu anda işlevsel olarak para politikasını büyük ölçüde kamu bankaları, BDDK ve Hazine yapıyor” diyen Kara bu kurumların parasal büyüklerin seyri üzerinde oldukça etkili olduğunu belirterek, “Merkez Bankası ise temel politika aracını ancak çekingen ve örtülü bir şekilde kullanabiliyor. Bu süreç döviz kuru, enflasyon ve enflasyon beklentilerinin birbirini beslemesine neden oluyor. Sarmalı kırabilmek açısından para politikasına ve makro politika bileşimine olan güven ve itibarın yeniden tesis edilmesi büyük önem taşıyor” dedi.

YABANCI ÇIKIŞI DOLAYLI SIKILAŞTIRMANIN YAN ETKİLERİNİ SINIRLIYOR

Merkez Bankası’nın sıkılaştırmayı dolaylı olarak yapmasının geçmiş dönemlerde daha olumsuz algılandığını hatırlatan Kara, “Son dönemde ise piyasada yabancı yatırımcı pek kalmayınca para politikasında iletişimin ve ince ayarın önemi azaldı. Yine de yıl sonu enflasyon görünümü ve risk primi seviyesi dikkate alındığında, beklentileri düzeltmek ve TL üzerindeki baskıyı tersine çevirmek için para politikasının zaten yapmakta olduğu sıkılaşmayı daha kararlı ve net bir duruşa çevirmesinde fayda var” dedi.

Yabancı yatırımcılar tahvil bono piyasası başta olmak üzere Türkiye varlıklarını son yıllarda çok hızlı azaltıyorlar. Hazine’nin iç borçlanmasının 2012-2017 yılında %20’sinden fazlasını finanse eden yurt dışı yerleşikler son dönemde baylarını %3’lü seviyelere kadar düşürdü. Hisse piyasasında ise sahiplik %66’dan %51’li seviyelere kadar geriledi. Ek sıkılaştırma adımlarına devam eden TCMB’nin piyasaya sağladığı ortalama fonlama maliyeti 16 Temmuz’da %7.34’e kadar gerilemişti. TCMB son adımlarıyla fonlama maliyeti %10.29 seviyesine kadar yükseldi.

“KAMU BANKALARI FRENE BASIYOR”

Kara, “Öte yandan, yakın dönemde bütün kurumların katkısıyla finansal koşulların önemli ölçüde sıkılaşması kısa vadede TCMB’nin elini bir ölçüde rahatlatacaktır. Kamu bankalarının son dönemde kredilerde frene basmaya başladığını görüyoruz. BDDK’nın aktif rasyosundan kademeli olarak çıkma eğilimi hissediliyor. Hazine, borçlanma faizlerinin olması gerektiği şekilde yükselmesine izin veriyor” dedi ve ekledi:

“Ayrıca özel bankaların giderek kredi ve mevduat fiyatlamalarını daha gerçekçi bir şekilde yapabildiğini izliyoruz. Sistemin kendini düzeltmesi sonucu genel finansal koşullar sıkılaşıyor, krediler hala güçlü artsa da daha ılımlı bir eğilime doğru geliyor. Bütün bu süreç geçtiğimiz aylarda yaşanan hızlı parasal genişlemeyi sınırlayarak Merkez Bankasının radikal bir sıkılaşma yapma gereğini azaltmakta.”

TCMB’nin sıkılaştırma adımlarını takiben kamu bankaları öncülüğünde mevduat ve kredi faizleri yükseldi. TL getirisindeki artışın sektör geneline yayılmasıyla lokallerin dövize ani yönelimi belirgin şekilde durdu. Cari açığı ithalata yönelim nedeniyle olumsuz etkileyen tüketimde kredi artışları da yavaşlatıldı. Tüketici kredilerinde vade de kısaltıldı.

TCMB’NİN PARA POLİTİKASI İKAME EDİLMEYE ÇALIŞILMAMALI

Kara olağanüstü dönemlerde sıra dışı yöntemler kullanmanın doğal kabul edilebileceğini ancak TCMB’nin politikalarının diğer kurumlar ya da bankanın farklı araçlar ile ikame edilmesinin doğru olmadığını söyledi.

Kara, “…Yıllardır yaşadığımız döngülerin bize şunu öğretmiş olması gerekir. Para politikasının sıkılığını doğru ayarlamadığınız sürece diğer araçların faydası sınırlı olacaktır. Döviz kuru müdahaleleri, zorunlu karşılıklar veya kredi garanti fonu gibi araçları kullanmak bizim gibi ülkeler için zaman zaman gerekli ve faydalı olabilir; ancak bunların asıl araç olan politika faizini ikame etmek için kullanılmaması gerekir” dedi ve şöyle devam etti:

“Önce temel politika aracını olması gerektiği gibi kullanıp, ardından gerekirse diğer destekleyici araçları hedefli şekilde devreye almak daha etkili sonuç verecektir.”

Merkez Bankası son dönemde sıkılaştırma adımlarını politika faizi ile değil faiz koridorundaki diğer fonlama araçları ile sağlıyor. Banka buna gerekçe olarak ise pandemi kaynaklı iç ve dış belirsizliklerin oldukça yüksek olmasını gösteriyor. Piyasalarda ise TCMB’nin politik endişelerle gerektiğinde kalıcı faiz artışlarına gidemeyeceği endişesi zaman zaman satış baskısı olarak hissediliyor. (REUTERS)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir